Perşembe, Nisan 20

Bir Kadın Kayboldu

"Bir şehre bir kadınla aşık olurmuş insan" Ne kadar doğrudur, ne kadar gerçek ? Doğru oradaki insan benim ...İzmir nasıl bir şehir, ben nasıl bir aşık, neden kendimi sana ait hissetim aslında hepsi açık ve seçik. Hayatıma nasıl bir yön verdiğini bilemiyorum, fantastik bir yanın vardı içine çeken, ben hayatımı sana nasıl yönlendireceğimi düşünürken sen çoktan hayatıma yön vermiştin. Bir yaz sabahı, gelmiştim, gelmiştik, senin içinde yüreğimi bıraktım, ve kaybolmuştu senin içinde bulamadım bir daha..Oysa en güsel senin içinde kaybolmuştuk ve o zaman olmuştuk belkide biz. Mucizene aç, kayboluşuna bu kadar muhtaç, kayboluşunda kendini bulmaya gelenler, Çünkü...

bir kadın kayboldu pasaportda
elinden tutsam kaybolmayacaktı belki
üşüyordu sanki, tireyen kollarıyla
martı gibi süzülmek istiyordu izmir limanına
bir kadın kayboldu
bir poyraz gibi gelmişti izmire
kolunda duman yağmuru bir oğlan
teni köpük deniz kokardı
kızlar ağasında bir gülüşü,
balkonundan aşağı bir süzülüşü vardı
kahveye hatır bekleyen lokum gibi
bekleyen bir oğlan pasaportda geceleri
izmir, bir kadın kayboldu diyordu sokaklar
pus kesmiş ağızları konuşmuyor izmirin
bir atlı fayton kordon boyu sürünüyordu
ışıkları hepden yoktu karşıyaka'nın
bir kadın kaybolmuştu
izmir susuyor konuşmuyordu,
incecik bir oğlan ağlamaklı gözleri
izmir acısına dokunuyordu
alsancakta denize kan kusmuş
kaybolan kadınını arıyordu
izmir put kesmiş susuyor
kulak vermiş denize usul usul inliyordu...

20.04.2006
istanbul

Salı, Nisan 18

Ayna

Edip Cansever'den Cemal Süreya'ya şairlerde bir göz, el, dudak takıntısı görmüşümdür, ki ben de olmadığını söyleyemem, sevgili İlhan Berk' in Edip Cansever'i anlattığı bir söyleşi sırasında, artık gözlerimin önünden geçen dizeleri durduramadığım zaman, sanırım dipsiz duygularla dolu o gam ve bu şiir doğdu bir an...

AYNA
kollarmı açıp uyuyorum bu gece
geliyor yatağıma, sessiz kadıncıklar
gözlerimi kapatıyorum kaçıyorum sonra
aynaya benzerdi hani gözlerimiz diyorum
parlamaya parlak, azgın köpekler gibi
ayna olmak oluyordu gözlerimiz
karşı karşıya gelince oluyordu ne oluyorsa
iki duvarda asılı karşı karşıya mesefesiz
baktıkça çoğalan bakışlar geçiyor
içinde kendini gören, kendi içinde seni
senin içinde kendini, kendi içinde kendini derken
çoğaldıkça sonsuza kadar
birşey olmuyordu oysa
iki duvarda asılı kalan
iki ayna gibi
çoğaldıkça uzaklaşır oluyordu
uzaklaştıkça çoğalır
aynaya benzerdi gözlerimiz
kim baksa kendini görmek istiyordu
kim baksa ben oluyordu
kim baksa biraz sen kokuyordu....

22 mart 2006
istanbul

Perşembe, Nisan 13

An-ı Yaşamak mı O An Yaşamak mı ?

An-lardır yaşamı yaşamak yapan, an-lardır hatıralara kazınan, yıllar önce bir öykü kitabında okumuştum "hayat an-lar toplamıdır". Açıkçası o an-a kadar hiç de düşümemiştim, düşünebildiğim yaşam, yaşamak dediğim şeyi tanımlarken geçmişe bakıp birşeyler çıkartabiliyorsam, farketmediğim şey sadece bu an-dan önceki yaşamın sadece an-lar üzerine kurumuş olmasıydı, tabi beni ben yapan şey tüm unutulanıyla, akılda kalanıyla benim yaşadıklarımdı, ama kendimi tanılamaya ihtiyaç duyunca en mantıklı cevap aslında hatırladığım an-lar kadardı. Herhalde toplasak bu anları yaşamımızın % 1 kadar yapar mı bilmem, ama o an-a bir daha dönebilmek için neleri vermezdim dediğim anlarda aslında verilmesi gereken tüm bir yaşam kalıyor elde, garip, bu öyküyü unutmadım, ve an-lara bir an daha ekledim...
Unutamadığım an-lar....
Nobelli yazar Bernard Shaw'ın bir sözünde dediği gibi "Keyifler değildir yaşamı değerli yapan, yaşamdır keyif almayı değerli kılan" doğru bir laf an-lar toplamına ters gibi görünse de an dediğin şey keyifden ibaret olmayan kimi zaman uçuran, kimi zaman dibe vuruduran, kimi zaman acı veren, kimi zaman alıp götüren...Sanırım daha genel tabirle;
"an-lardır yaşamı değerli kılan, yaşamdır an-ı bana yaşatan"

ellerin gelir penceremden

ellerin gelir penceremden
kararsızlığın masanın önünde
ayaklanır gitmek ister, oturur yerine
duvar saman sarısı, günü taklit eder
zaman sayar kapı, saat çalar
ellerin gelir penceremden
bilmez ayakların yolumu
kapı mahzun virane
tokmak kulağa küsmüş, habersiz
merdiveler bir aşağı bir yukarı
kaçamaz olur
hapislik gibi bir dava onunkisi
yastık herşeye yalancı şahit
yatak umursamaz, bir o kadar isteksiz
uyutmaz bu gece de çarşafın pişmanlığı adamı
ellerin gelir penceremden
kapı sessiz
gün tersinden kalkmış, keyifsiz
bulutsuz günde parlak birikitisi suyun
dikilir önüme ürkek
deniz gibi gelir üstüme, gösterir kendini
sözlerimi hatırlatır titrek
köşeyi dönünce sanki olmayacak
olamadıklarımız hiç olmayacak
uyuz bir it başını kaldırır
kaçamak bir bakışla
ellerin gelir penceremden
kapı sessiz
gözlerin gider gecemden
günlerim sensiz...

Yaşanacaksa Eğer..

yaşamaksa eğer
ellerin uzuvların kollarıma dolanacak
bir kuş hafifliğinde
sessizlik olunca konuşacak
yarım kalmış hayatlar

bir vapur kalkacak
son liman izmire, demir atacak
kısa olduğu kadar bakışmalar
son bulacak senin içinde

korkulan saatlerde
sarılıp kaybolmalar yetecek
korkuların boşalıp gitmesine
saçların yetecek, beni örtmeye

sen şimdi düşüneceksin
beni, benden olmayanı
yatağına kokunu, benliğimi koynuna alıp
uyuyacaksın belki de gecelerde

yaşanacaksa eger
güneş olsan yakamayacaksın dünyayı
alıp başını hayat
takıp bizi peşine
yaşanacaksa elbet yaşayacak...

19.01.2006 01:00 istanbul

en güzel hikayem...

son olmalısın
ne olursa olsun
damarlanıp tıkanıp kanım donsa
mecnun leylasından olsa
yeniden doğup gelsem
sen hiç olmamış olsan
kaybeden kim olursa olsun
sen olmalısın
kelimelerin anlatmaya yetmediği
tek şeysin, ne olduğunu bilmesen de
sen benim en güzel hikayemsin...
19.01.2006 01:15