adını söyleyince
oysa ne çok şey verirmiş zaman
nasıl olur küçük çocuklar
büyük hayaller kurarlar
örersin dört tarafına duvarları
sen istesen de yıkılmaz
bırakırsın gökyüzüne kuşları
gözyaşların ikliminde boğulurlar
yanıbaşımda iki küçük kadeh
bana dudaklarını sorarlar
kapatmaya kıyamaz ellerim
pencerende hoşçakal diyen ellerin
göç vakti kanat çırpar kuşlar
adın geçer aklımdan elime her kalem tutuşumda
bilmez bu dört duvar bu çatı
düşürmez adını bu ıslak dudaklar
oysa ne çok şey birikirmiş insanın içinde
adını nereye koysam güneşini beğenmez
beyaz bir çiçek sevgisiyle başlar hikayemiz
zifiri karanlıkta ışığı bulduran
yalnızlık mı adını çağırdı yoksa ben mi
kime dediysem sevmedi senin tadında
bilir istanbul, saraylarına sultanı
ben avlunda çürümeye çekilmiş bir kayık
ne vakit alev alsam koynunda
içime adını uğuldar körüğün
kime deliysem öpmedi beni senin adında
ne kadınları sevmişimdir yerli-yersiz
kimisi de beni, vakitli-vakitsiz
kör olmuş dudaklarım ararken dudaklarını
nasıl sevmişsem seni o gün ve bu gece
öyle sevmişim seni, adını söyledikçe
Kasım 2010, Nazilli
Kasım 2010, Nazilli