yalnızlığımızın kanlı tarihi
yok hayır sen olmazsın
olmamalısın defalarca
başladığı o akşamda
izlerken ankaranın ışıklarında
yalnızlığımızın yok oluşunu
her ne idiyse başlayan
olmasın diye bu bir hikaye
zamanı başa sarsam
bir şarkıyı tekrar tekrar dinler gibi
ayaklarımı kessem
başımı mı koparsam da
gelmesem çağırdığın o parka
hayatı kaçırdığım o anda
oturmasam o banka
bulmasan beni orada
aradığın yer başka bir yer olsa
başladığı gibi bitmesin diye
beni bulduğun ilk anda
durdursam o an dünyayı da
ışıklarında başka bir kentin
kan kızıla çalan göğün altında
izlesek yine seninle
yalnızlığımızın yok oluşunu
Temmuz 2012 Istanbul
hayat bu değil
hayat o kadar acımasız ki
baktığımda cansız gözlerine
kıymık kıymık batar her yerime
elimdeki fotoğrafın
keşke'lerim ve belki'lerimle
ben hiçbir şeyim
yüreğimde tek bir tümce
"kaderim bu değil"
eğer zaman böyle geçecekse
bu yokluğundan geri kalansa
bir köşesinde bu dünyanın
sen varsan
hayatta ve nefes alıyorsan
şah damarın kadar yakın
parmak uçların kadar uzak değilsem
kadınım olan sana
dudaklarım arasındaki sıcaklık
sen değilsen
"
hayat bu değil"
Temmuz 2012 Istanbul
zifiri gözleri
zifiri karanlığa dağılırım
sigaramın dumanının arasından
bir ışık beklerim
dalıp gittiğim kör düğümden
dağınık eşyalırım arasında kaybolurum
bir şey vardır sana ait derken
kendimi bulurum hep
seni arayan dalgın bir ben
saçma sapanlığına hayatın inat
bazen sevgisiz kıt
kanaat
direnmeye çalışır ruhum
kulaklarımı tıkamış
gözlerimi çıkarmışken
gelir mi sesin uzaklardan
sıcak bir temmuz akşamı
dünyaya gözlerini açarken
beklerim serin nefesini
dünyamı kurtarır mı
bu saçma sapanlıktan
kabalığımı affeder mi diye
nasıl olur mecnunun gözleri
kör bile olsa
dünyası zifiri karanlıkta
sen de biliyorsun...
baktığım her şey değil
gördüğüm tek şey olur musun?
Temmuz 2012 Istanbul
Bugün istanbula yağmur yağdı
zaman akar iki yakasından
sabahları erguvan kokar dudakları
rüzgar getirir uykusuz kokusunu
bir şey anlatır bana
geceleri ışıklar bırakmaz yalnız
boşa dönmez ki dünya başından bu yana
korkularımı karanlığına saklar
tenini anlatır gökyüzünde
ne zaman baksam deniz kokusu tenine
tuzlu gözyaşların düşer ellerime
deliş deşik eder adamı
fil dersin fil oluverir
şehir unutmaz acılarını
vermez sevinçlerini bir başkasına
parmak uçlarında yürürüm sesine karışmadan
bu temmuz gününde bile
şehrin sıcağına alışmadan
bana senden çok anlatır mı
bu şehre yağan yağmurlar
Temmuz 2012 İstanbul
Duyacağını bilsem yıkabilirim bu şarkının sesiyle kadıköyü...
bazen deli diyorlar
deli değilim
gülerek acı çekiyorum
deli değilim
...
anla
istedim yeniden başlasın hayat
rakıma suyumu yine sen kat
gülsün yüzüm gözlerin gibi
ramak kalsın ellerim tenine
öpen dudaklarım titresin yine
aklım tutulsun gölgende
öyle dolaş ki damarlarımda
tenimi kasıp kavur diye
doldukça sen içime
ne gözler okusun
ne diller söylesin
ne kulaklar duysun
bir sen anla diye
...
Temmuz 2012 Istanbul