Çarşamba, Eylül 26

noktalar

garip geliyor düşünmek
daha yolu olan biri olmak
bilmek güzel şey kendini
kedinin kedi olması gibi
nasıl sahte ise
dokunmak kendine aynada
aklına fikrine dokunmamak
öğreniyor insan her yeni gün
tekrar ediyor bazen kendini
hiçbir anı tekrar yaşamasa da
bazen bir güne sığdıyor
hayat insanın tüm yaşadıklarını
sen bile farkında olmadan
durlar duraklar ileriler geriler
denizde sanki gelgitler
her defasında içinden
bir şeyler koparıp alıyor
imla hatası gibi
her cümlenin sonuna
üç nokta koyan bir adamın da
ihtiyacı oluyor tek bir noktaya
o noktalar ki ...
boşluk doldurma oyunu gibi
bazen "aşk"la dolduruluyor
kimi zaman "son"la
o nokta bolluğunda
kıtlık çekiyor insan
ihtiyacı olan tek bir nokta.

Eylül 2012 Istanbul

Salı, Eylül 25

sevmek

nasıl bir zamansa senle akıp geçen
çok seviyorum
hangisi çok diye soruyorum
hayat mı sen mi biz mi
bilmiyorum
öyle çok seviyorum ki
bilmek de istemiyorum!

Eylül 2012 Istanbul


Pazartesi, Eylül 24

beyoğlunda bir koleksiyoner

yurursunun kalabalık içinde
gözgöze geldiğin herkes bilir
diğerleri ise utandırmamak için bakmaz
hızlıca adımlamak istersin
gücün yetmez
bu ayaklar benim olsa
bilirim asla yürümez dersin
adın gibi bilirsin yerini
ama bulamamaktan korkarsın
yine yalan söylersin kendine
keşke bulamasamdır sendeki karşılığı
köşeyi dönersin kaldırmadan kafanı
hızla çarpar kalbin
iki lafı bir araya getiremeyecek gibi
konuşursun içinden
ilk kelimeyi seçmeye çalışırsın
"hayırlısı" ile başlasın istersin
ama için yine elvermez
önce sola bakarsın kimse var mı
tanımaz seni karşıdaki
birden içerde bulursun kendini
gözlerinin içine bakar
iade aşklar kolleksiyoncusu
şaşkınca sıkar elini
bırakırsın kendini sanki son nefesdir o
küçücük masasının önündeki
ahşap sandalyenin ayaklari bile titrer
ellerin gitmez olur
dilin konuşamaz
ama onun işi bu
iade aşklar kolleksiyoncusu
"olsun abi" der
"boşver... "

Eylül 2012 Istanbul

insanız

Dönüyoruz gün oluyor gece
ve yine gün yine gece
bunca umarsızlık içinde bazen
ne yere basıyor ayaklarımız
ne de göğe eriyor başımız
arıyoruz belli izlerini
buğulu seslere bırakıyorum
sensiz sabahların geceleri
bugün hiç yaşanmamış
yarın hiç olmayacak gibi
saçların arasında dolaşan rüzgar
kokunu ezbere başlamış
gün iyi iken gecede
gece iyi iken günde
bozukluklarımızın sesi cebimizde
hesabı kapatmaya yetmiyor
hayatın bize bıraktığı bahşişle
dört başı mamur mu
bu dünyanın
insanızhatayla var olmuşuz
en büyük meziyetimiz
unutmak olsa bile
dünya bir güne
bir geceye dönse bile

Eylül 2012 Istanbul

Cuma, Eylül 14

bir + bir


sen öyle zarif bir kadınsındır ki
sabahları incecik sesinle uyanmak ister insan
martıların abartsız kanat çırpışları başlamadan
gülüyor mu tebessüm mü bilemez aynalar
bazı geceler uyuyamazsın aklına gem vururlar
atlı faytonlar gıcırdıyorken ada yokuşlarında
sen oyalanırsın şurda burda
aklından çıkar gider güzellikler
çocuk gibi küser vazgeçersin bazen
bir bilye için kaybedersin tüm bilyelerini
gidilesi yolların hayali durur olduğu yerde
beklenenlerin hayalleri gibi her seferinde
nasıl oluyor diye bana sorarsın
dağların ardını görmeden güneş nasıl doğuyor
kendine bakarsın aynada bir de kendine
kendi gözlerinle buluşmaya korkarsın
kimbilir
insan kendine küser mi hiç
ya barışmazsa ne olur hiç düşündün mü?
bu hayatta her şey yarım mıdır
yoksa tamlarımız kaça tamamlan mıştır?
etkisiz eleman yutan eleman
ha bir de kimsenin sevmedi ters eleman
kesirli sayı gibidir
kimin üstte kimin altta olduğu belli olmayan
bölenin bölüneni parça parça ettiği bir hayat
biliyorum ama
matematiğin zayıf olsa ne yazar
birle biri toplayınca bir diyemiyorsan

Eylül 2012 Istanbul