su ile rakının hikayesi
kalkanları kırık dökük
gözleri ışığını kaybetmiş
kokulardan uzaklaşmış
o kadar acımış canları
savaş meydanında çırılçıplak kalmış
ne utanmış ne utandırmış
yorgunluktan başları öne eğik
korkular ve aynalar kirli
mezesi olmuş anılar tuzla buz
kendi utancını gizler yaşlı gözler
birbirini görmeyen öne eğilmiş başlar
sokak köpeklerinde var sanki
ele avuca sığmaz avare akıllar
sevemez mi hayatı bu insanlar
birbirinden önce
sevemez mi kendilerini
birini sevmeden önce
bir masa ve iki sandalye
anason koksa sadece
aynıyız yaramızla
tadımızla acımızla rengimizle
sen su gibi
yeşil üzümden rakı ben
kavuştuğumuzda buluruz kendimizi
kimbilir belki bembeyaz rüyalarda
Mart 2013, İstanbul
satırlar arasında
yalnızsın bu hayatta
ve beş para etmez sanırsın bazen
oysa en kıymetli şeydir
anlarsın biraz
uzaktan gelir bezen bir ses
ama inanmak istemezsin
sevişilir tanıdık yataklarda
terli vucutlar vardır
sen yalnız durursun biraz
yerin yedi kat altında can verirsin
kimse duymaz çığlıkları
karışır çığlıklarına satırların
iliklerin doğranır
ama umrunda olmaz dünyanın
kin mi öfke mi
adı olmaz bir boşluk
yaparsın canına bile kıyarsın
sesin duyulur
ama bir an bir sis içinde
kaybolur gider nefesin
Mart 2013, İstanbul
biri
ben böyle bir kadın sevdim
evet haklısınız biraz
tüm dünya biliyorken
ben bilmiyordum evet siz bildiniz
ben değildim farklı olan
siz yaptınız dünyayı böyle
aşk üç harfti ve böyleydi
böyle kalacaktı
ama siz inanmadınız
siz haklı çıktınız
hiçbiriniz anlamadı beni biraz
belki hiç anlamadı bazılarınız
boşver diyebilirim size
ama anlamayan biri daha vardı
o işte keşke sadece biri olsaydı
sadece o biri olsaydı
Mart 2013, İstanbul