Karadeniz
Şarkılarda geçmez acılar
Onlar ki ruh gibidir
Uzun yağmurlu akşamların
Sisli sokak lambaların ışığında
uzun uzun konuşurturur ikimizi
kadehlerin sesi duyulmadan
içirir belki bu kenti
yeşil ormanların kokusu
eriyen karların sesi çağırırır
evet der dudakların
gözlerin tutuk sesin donuk
aynı yoldan gelmiş
aynı handa sabahlayan iki yabancı gibi
bizi yakın eden sessizliğimizi
bazen uzak bırakan sesimizi
kucak kucağa göz göze bırakan
bir zamana değişiriz
aynı yerden vurgun yeriz
kimbilir aynı yerde ölürüz belki
dokunamasak da şimdi birbirimize
kelimeler dokunur
dudaklar eşlik eder
aynı şarkıyı söyletir bize
Ekim 2014, Istanbul
Biz
Ve öyle bir gün öyle bir zaman olsun ki
Beni sevdiğini duyayim
O an baslasin ve bitmesin ask
Öyle bir sabah ki
Taslar ovalar
Uzaktaki bozkirlar
Güneşi beklesin bizim gibi
Tabiat asik olmuyorsa
Biraksin bize aski meski
Öyle bir yol olsun
Bazen adiminda omur gecsin
O adim ki
Sadece senle olsun
Asıksındır
Belki farkındasındır
Belki de
Umursamazsin
Ama ask olsun ve sonunda ask bulsun
Bizi
Biz bulamiyorsak
Birbirimizi
Ekim 2014, Istanbul
Eskişehir
Gün ağarır samanyolunda bir yerde
Belki ayda gece gorunur
Melekler sus pus olmuş belki bizi dinler
Fısıltısidir gecenin beyaz günler
Büyük ağızlı bir atlı fayton sesi inler
Yalnız bize aittir sanki bu kara geceler
Yalnız manolya yalnız menekşe
Kokusu buram buram ama sensizken bir işkence
Anadolu'nun orta yeri değil sanki bir parisde
Seni sevmeye yemin etmiş gibi şahane
Şahit sanki bir ova bu dünya bozkır
Dünya dursa sanki durmayacak bu düzlukte
Bir güzel dermişim ben kendi içimde
Ne elime sigar avcuma ne dudağıma yapışır
Öyle bir sevdaki bu
Ne samanyoluna sigar
var ne de kendine alan bulur bu boşlukta
Seviyorum dedim belki bin ışık yılı ötede
Biliyorum bir sabah yanına konacak
belki çok masum bir öpücükte
Eylül 2014, Eskişehir