Pazartesi, Eylül 26

Renk

Perdesi küçük pencereden
hücum eden ışığı kesen saclarin
Bana açık gözlerin
Sağa dönunce göremesem
Sola dönünce gorunur
Usuyen ayakların dolgun parmakların
Arasında gidip gelirim hevesle
Mesaisi saati olmayan günlerin
Çabuk batan güneşlerin memleketinde
Ansızın seninle olmak ve senle kalmak
Utanmadan uyanmak carsaf yokluğuna
Uyanmamak bazen yok olmak beraberce dünyada
Bir daha bakmak ve bir daha masum susuşuna
Gulusunu özlemek ki bu en çok özlemek
Anlamsız bakışların arkasından gelen
Gulusleri tekrar, tekrar gülüşmek
Sigarayı bırakmisken elinden tutuşmak
Puslu griden renkli hayat çıkaran
Bizi hatıra ederken
Renksiz bir güne uyanan ben
Renk arıyorum hayata dair
Sesi renk
Teni renk
Öpüşü renk
Sevişi renk
Sevişirken renk.

Eylül 2016, İstanbul

Perşembe, Kasım 26

Teninde


nasıl oluyor
bir şekerli az
iki şekerli fazla
kalp kırmak gibi tadlar
şekeri ortadan ikiye bölmek kadar kolay
öyle tadlar var ki işte aklım almıyor
uzak otobus yolculukları
belki şimdi de hızlıdan uçaklar
öyle bir yer var ki aklım almıyor
sana nasıl desem
canım nasıl senin olmak istiyor
gözlerin geçerken gözümden
ürkek taylar kaçışırken çimenlikte
gülüşünle karşılaşınca köşede
o an dudağının kenarında
göğe uzunan ağaçlar
kavaklar belki cevizler
yaprakları ile eşlik eder sesine
sonbahar düşürür yaprakları
sözlerin düşürür
bakarım yüzündeki her hücreye
ağzındaki her cümleye
bırak seveyim derim
zor olsa da her seferinde
sevecek bir nokta teninde
...bir ton ararım
denize ve gökyüzüne yakın
isterim
hem deniz ol
hem gökyüzü

Kasım 2015, İstanbul

Salı, Kasım 10

doğuya uçtu kuşlar

bilmez kuşlar insan-ı
ve taşımayı dayanılmaz yükünü
saatler anlamaz derinliği zamanın
ayrı dünyalara bakar
farklı tellerine basar sazında anın
döner durur akrep
hep daha hızlı koşmak zorunda olan
hep zavallı terkovansa
uçsuz bir bozkıra bakar gibi
sadece boşluktur zamanda yeri olmayan
sonu suya akan nehirin yolu
ne bozkırda var olan
ne kıymet gören yağmur altında
kavuşsa bir an olduğuna
rüzgarı ile dağılan örtüsünün altında
saklanmış kokusuna hasret
terkisinde leyla
elinde dizgin
ve sonsuz bir eşk-i
belinde bir çift el ile tutan
sürgün süren dört nala
sırtında beyazıt
önünde çaldıran

10 Kasım 2015, Istanbul

Pazar, Kasım 8

laciverdi sözler

lafa tututum hanım efendi
pardon
siz dedildiniz aslında
laci kabanlı bir kadın vardı
durakta bekleyen
siz değildiniz belki
bir kadın vardı durakta
laci kabanıyla
pardon siz değildiniz
nasıl da yanıldım

8 Kasım 2015 Istanbul



Pazartesi, Eylül 7

Kırmızı Dudaklı Balık

Kırmızı Dudaklı Balık

uzun bacaklı dalgalar
vira deniz vira köpürür
hadi kopar halatı
rüzgar arkadan bazen yandan
konuşur gökyüzüyle
ellerim sanki kürek
kabukları sıyrılır denizin
çırılçıplak bırakır seni
bulanık suya can verir
gökyüzünden düşen damla
kıyısında ateşten tenin
havası suyu sanki senin
senin köpüğünde nefesim
kırmızı dudaklı balık
önce kime gülümser
sonra belli belirsiz
cebimize sığmaz belli

nasıl olur ağaçlar
ölmeden ormanı terketmez
roman da yaşanmaz biliriz
bu hayatta
sensiz canımı kimse anlamaz

hadi tut elimi.

6 Eylül '15 Istanbul

Pazartesi, Ağustos 31

Nisanmış

Sonra etrafına baktı
Ait olmamak üzere olan bir adamla
Göz göze geldi
Sadece "iyi geceler" diledi
En kotu gece için hazır iken
Öyle heyecanlıyken
Düşünüce geceyi
Güç kuvvet bulmak için kalpten çıkıp
Akla uğramamak gerekirdi
Biraz raki biraz sıcak
Aslında çokça muhabbet
Aşkla meşk dolu hayatı özlemek
Bana galiba anlatıcı
hazır bir de dinleyici lazım
Bazen farklı tende farklı renkte
Bazenli ama kendisi gibi bir gece
Her şey herkes olduğunda
Beynimden opulmek istiyorum dudağındam cok
bazen kalbimden tutulmak elimden daha siki
Kimi zaman bosa verilmek istiyorum sokak köpeği gibi
Kimi zaman şevkat gören ev kedisi gibi

3 Nisan 2015, Istanbul

Perşembe, Ağustos 20

Agustos sıcağı saçmalaması

yalnız oturmuş bir adam
diyelim ki kimseyi  tanımaz
böyle geceye bakarken
gözlerin rengi  olmaz
nasıl verir bize hayatı elinde
şaka yapar gibi sonra
ne çabuk alır geri
ne olmeden oldurur kendini
gayret hala var olabilirken
adım mı atmalı denizaşırı
sonra kaç kulaçtır aşk sana
ne oyle bir yaz var
benle seni buluşturan
de hadi saman sarısı
hadi guneş  kırmızısı
yırtsın kaderin hırsını
bazen yaşatır bizi hayat ışıltısı
öyle de bana
bana ol de
ne olacaksa olsun
hayat ışıtlısı
gülüşünde.

20 Agustos 2015 Istanbul

Pazar, Nisan 5

yüzbirinci his

kimseye kızmadım bu kadar
baharda yaprak düşse
ağaçtan belki o kadar
şaşakaldım titrekliğime
yapayalnız kadehlerin içinde
donuk bakışlılığından kaçtım
derin derin nefes aldım
belki ağzımı bıçak açmadan
kokunu özlemek var ya da kokunu
sabahlara kadar uyumamak var bazen uyanmamak
üç duygu varsa dördüncüsü
yüz varsa yüzbirincisi
nasıl bir mutluluk kıpırtısı
nasıl bir kan ve damar ilişkisi
bazen bıçak sırtı acıtır canımızı
bazen balık sırtı kaydırır hayatımızı
ucuzlattığımız hayatlarımız
belki aşka sattığımız ruhumuz
hiç bir şeye değişmediğimiz hayatımız
ayaklarımızın altında kaybolan
sorular ve cevapsızlar
söyle bana küçük dünya
başlamadan kendiliğinden biten
bitmeden başlamaz mı

Nisan 2015, Istanbul

Çarşamba, Şubat 11

öyle olsan bile

sana orospu demek kanıma dokunuyor
öyle olsan bile.

11 Şubat 2015 Istanbul

biz vazgeçtik

-"evet eder" dedik soruya
ölüm ya da ayrılık farkeder mi
o gün anladık ki vazgeçtik aşktan sevdadan
zincire vursalar vurulmaz kalpten
donmaya yüz tutmuş bebekten
gözden elden titrek dudaktan
aşkı anlatacak dost kalmayınca vazgeçtik
geceleri aşkı hatırlatacak şarkılar tükenince
aşk yoluna ölmediğimizi anlayacak kadar büyüyünce
olur muyuz bir daha diye sorunca
aşk mucizenin soyuna geçince
küfredince ızdırabına
gözler ışığa bakar kaçınca
şairler altından pırlantaya dönünce
şiirler ölü çocuğu ürkütünce
biz vazgeçtik
sıçabilen ölülerdik
sıçan gibi sürünen
tıkaç takılmış hayatlarımızda
güzel gözü titrek dudağı
götle aynı sayfaya yazabilecek kadar
biz vazgeçtik arkadaş.

11 Şubat 2015 Istanbul